Tarım arazisine kaçak yapı meselesi…
Çağdaş sistemlerde genelde devletin, özelde ise yerel yönetimler olan belediyelerin temel gelir kaynağı vergi, harç, şerefiye vb. kalemlerdir.
Üretici bir malı üretir, satar, bundan da kâr elde eder ve ettiği kârdan da devlete çeşitli kalemlerde vergi verir.
Devlette bu kazançlarla sağlık, güvenlik, bayındırlık gibi temel kamu hizmetlerini vatandaşına sunar.
Bu genelleme belediyeler içinde geçerli bir kuraldır. Belediyeler emlak, çevre temizlik, bina arsa, otopark, şerefiye gibi çeşitli kalemlerde vergi ve harçlar tahsil eder ve bu gelirlerle belediye hizmetleri sunar.
Yani;
Belediyeden iyi bir hizmet beklemenin birinci koşulu yurttaş olarak temel görevlerimizi yerine getirmek bizlerin görevi iken, belediyelerin de gelir kaynaklarını artırıcı işler yapması ve vatandaşına daha kaliteli bir hizmet sunması beklenir.
Gelir kaynaklarının çeşitliliği belediyelerin bulunduğu coğrafi konumu ile, şehrin gelişmişlik düzeyi ile, sanayileşme ve inşaat alanlarının azlığı veya çokluğu ile doğrudan orantılıdır.
Kahramanmaraş kamuoyunun son günlerdeki en sıcak gündemi, şehrimizin metropol ilçelerinden Onikişubat Belediyesi’nin deprem sonrası yapılaşmanın yoğunlaştığı bölgelerde çoğalan kaçak yapılar hakkında yıkım kararı vermiş olması şüphesiz…
Konuya evrensel şehircilik ilkeleri üzerinden yaklaşıldığında, belediyenin tasarrufunun son derece anlaşılabilir ve doğru olduğu söylenebilir ancak burası Maraş edeee feryadının kulaklarımı çınlattığını hisseder gibiyim.
Hiç şüphesiz kayıt dışı yapılar hangi perspektiften bakılırsa bakılsın savunulacak, özendirilecek ya da teşvik edilecek birşey değildir.
Ancak;
Bölgemizde ve şehrimizde yaşanan deprem felâketi sonrası, gerek zorunlu olarak vatandaşın barınma ihtiyacına en kısa yoldan çözüm arayışı, gerekse otorite boşluğunu fırsata çevirip nasılsa bu memlekette yapan yaptığıyla kalır düşüncesi sonucunda, bu tarz yapıları şehrin her köşesinde görür olduk.
Yapıların konumlandırıldığı yerler arasında vatandaşın kendi tarlası, bağı, bahçesi, hazine parselleri, orman arazileri olduğunu söylemek mümkün…
Ancak ne var ki;
Gündeme gelen haberlerde, tarım arazilerine yapılan kaçak yapılar vurgusu öne çıkıyor ki, işte asıl tezat burada ortaya çıkıyor.
Şimdi soru şu:
– Devletimiz ve belediyelerimiz tarıma bu kadar önem veriyorsa 1. Sınıf tarım arazilerinin ortasına yapılan fabrikalar, organize sanayi bölgeleri, kamu kurumları, hastaneler sırf ruhsatlı diye masum mu oluyor?
– Önsende kendi arazisine ikamet amaçlı başını sokacağı bir ev yapan vatandaş tarım arazisini katlediyor da, kazma bağlarında, ahır dağında devletin ormanını katlederek villa yapan ülke tarımını ayağa mı kaldırıyor?
– Altınova da evine üç kuruş ekmek götürmek için dört duvar çevirip nafakasını peşinde olan esnaf tarımı baltalıyor da, Çınarlı da, Karacasu da, Kılılı da 1.sınıf tarım arazisinin ortasına fabrika kuran tarımın kalkınması için eylem planı mı yapıyor?
Benzer örnekleri şehrimize, bölgemize ve ülkemize genellemek yanlış olmasa gerek…
Yani sonuç olarak;
– Niteliği ne olursa olsun, ruhsatlı veya ruhsatsız tarım arazisini işgal eden, vergisini vermeyen vatandaşta…
– Orman, hazine arazisini yağmalayan burjuva da…
– Bir ruhsat için aylarca kapısında vatandaşı kepaze eden, vergisini aldığı halde adam gibi hizmet sunmayan, yatırımcıyı, müteahhiti, vatandaşı birim kapılarında sürdüren belediye de…
– Tüm bunlara gücünü koruma uğruna, oy kaybetme endişesiyle sessiz kalan siyasi temsilciler ve devlette bu vebale ortaktır.
Yani tek kelime ile hiç birimiz masum değiliz.
Son söz;
Bu cennet vatanda yaşayan her yurttaşın, kendi kapısının önünü, çevresini, şehrini ve yurdunu cennet yapma ülküsünde olduğu, her kendine pay edinmesi gerekenin de kendi payına düşeni aldığı yarınlar görmemiz umuduyla…

YORUMLAR