Mehmet Balduk ve Kitap…
“Bize de Aferin Düştü!”
Sevgili Okurlarım,
Dün elimize bir kitap geçti…
Ama öyle sıradan bir kitap değil.
384 sayfalık bir ömür, bir mücadele, bir dostluk, bir şehir sevdası…
“Bir Öz Yaşam Öyküsü Mehmet Balduk”
Rıdvan Akar tarafından hazırlanan, Mehmet Balduk Vakfı tarafından yayımlanan bu esere dün kavuştuk.
Kitabımızı Nazar Tekstil’de Nazlı Ceylan Balduk’tan aldık. Güzel bir sohbet de ettik.
Konu Mehmet Balduk olunca gerisi gerçekten angarya geliyor.
Kitabı elime aldığımda bir başka heyecanlandım.
Çünkü bu kitap sadece Mehmet Balduk’un hayatını anlatmıyor.
Benim de içinde olduğum, Kahramanmaraş’ın yakın tarihinden izler taşıyan nice hatırayı yeniden canlandırıyor.
Merhum Mehmet Balduk ile Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı seçildiği dönemden itibaren yakın dan tanıştık.
Zamanla dost olduk, kardeş olduk.
Onun Kahramanmaraş için yaptıklarını bugün tek tek yazmaya kalksam, inanın bir kitap da benden çıkar.
Çünkü Mehmet Balduk ile yaşadığımız o kadar çok hatıra var ki…
Her biri başlı başına bir kitap konusu.
Ama bugün sizlere bunlardan sadece birisini anlatmak istiyorum.
Belki de hayatım boyunca unutamayacağım bir anıyı…
“Bize de aferin düştü!”
Mehmet Balduk, TOBB Başkan Vekili ve KMTSO Başkanı olduğu yıllarda kendisini Kahramanmaraş’a ve Türkiye’ye adamış bir insandı.
Bir gün Ankara’da…
Bir gün yurt dışında…
Bir gün Türkiye’nin başka bir şehrinde…
Koşturup duruyordu.
Kahramanmaraş için, sanayi için, ticaret için, ülke için…
Öyle ki bazen iki saatlik uykuyla günlerce çalıştığını biliyorduk.
Nazar Tekstil de : Nazlı Ceylan Balduk, Emre Balduk’a hazır olduğunda bize moral ve destek vererek , yavrularına dönerek :
“Bu gazeteci Bekir Doğan, Niyazi Kara… Çok başka dost bunlar, benim dostum sizinde dostunuz ” dedi..
bunu hep söylerdi bize bir ağabey , bir can dosttu. 5084 sayılı teşvik yasasına Kahramanmaraş dahil edilmesi için verdiğimiz mücadele ve özel gazete bastırıp Adana dan gelirken trafik kazası yaparak teşvik mağduru biz olduk. bu sebeple takdir eder bir başka esverdi.
Bizi severdi.
Biz de onu sever, sayardık.
Bir gün odaya gittim.
Sekreter hanıma,
“Başkanımın yanında kim var, müsait mi?” diye sordum.
“Gelsin” demiş.
İçeri girdim.
Bir şeyler okuyordu.
Okuduğu yazıyı, evrakı bitirdi.
Sonra başını kaldırdı ve bana:
“Başkanlık görevimi bırakacağım.”
dedi.
Bir anda ne diyeceğimi bilemedim.
Gönlüm razı olmadı.
Çekinerek,
“Başkanım, döneminizi tamamlayıp öyle bıraksanız…”
dedim.
Başını kaldırdı.
Sonra camdan dışarı baktı.
Ve o unutamadığım sözünü söyledi:
“Herkes bir fabrikasını iki etti, üç etti, beş etti. Ben Türkiye dedim, Kahramanmaraş dedim. Babadan kalan tarlayı sattım, bu uğurda harcadım. Bize de aferin kaldı… Bize de aferin düştü.”
O an sustum.
Ne diyeceğimi bilemedim.
Çünkü karşımdaki insan, kendi servetini büyütmek yerine şehrinin ve ülkesinin büyümesi için ömrünü tüketmişti.
Bir gazeteci olarak bu sözler benim için bomba gibi bir haberdi.
İstesem yazardım.
Gazetenin manşetine taşıyabilirdim.
Ama yazmadım.
İçim el vermedi.
Çünkü o sözlerin arkasında bir kırgınlık vardı.
Bir sitem vardı.
Bir ömür vardı.
Ve ben o emanete kıyamadım.
Bugün düşünüyorum da…
Belki de Mehmet Balduk haklıydı.
O, “aferin” peşinde koşarken, başkaları servetlerine servet katıyordu.
O ise Kahramanmaraş’ın geleceğini düşünüyordu. 5084 e verdiğimiz emeği canımızı ortaya koymuştuk, onu düşünüyordu.
Onu en çok üzen meselelerden biri…
Mehmet Balduk’u tanıyanlar bilir.
Onu en çok üzen konulardan biri de eğitim meselesiydi.
O dönemde Başbakan olan, bugün Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde okul yaptırılması ve bu okulların devlete bağışlanması konusunda bir kampanya başlatılmıştı.
KMTSO’da düzenlenen bir törende birçok iş insanı sahneye çıktı.
Başbakan’ın karşısında,
“Okul yaptıracağım, devlete bağışlayacağım.”
diye söz verdi.
Sözleşmeler imzalandı.
Mehmet Balduk bu işe yürekten inanmıştı.
Çünkü eğitim demek gelecek demekti.
Çocuk demek Türkiye’nin geleceği demekti.
Fakat aradan zaman geçti…
Verilen sözlerin önemli bir bölümü yerine getirilmedi.
Bir-iki kişinin dışında okul yaptıranların sayısı çok az kaldı.
Sonraki dönemlerde toplam sayı beşi bile geçmedi.
İşte bu durum Mehmet Balduk’u derinden yaraladı.
Çünkü o, verilen sözün yerine getirilmesini sadece bir yatırım olarak görmüyordu.
Söz, onun için sözdü. Maraş’ın onuru , gururu idi.
Devletin huzurunda verilen söz ise daha da önemliydi.
Şimdi o kitap elimizde…
Bugün Mehmet Balduk aramızda yok.
Ama eserleri var.
Dostları var.
Ailesi var.
Kahramanmaraş’a bıraktığı izler var.
Ve şimdi bir de 384 sayfalık bir kitap var.
“Bir Öz Yaşam Öyküsü Mehmet Balduk…”
Kitabı okudukça sadece bir insanın hayatını değil, aslında Kahramanmaraş’ın yakın tarihinin bir bölümünü de okuyacağız.
Ben de sayfaları çevirdikçe eski günlere gideceğim.
Belki bir yerde onun sesini duyacağım.
Belki bir fotoğrafta o günleri yeniden yaşayacağım.
Belki de bazı sayfalarda gözlerim dolacak.
Çünkü bazı insanlar vardır…
Aradan yıllar geçse de unutulmaz.
Bazı dostluklar vardır…
Ölüm bile onları bitiremez.
Mehmet Balduk benim için böyle bir insandı.
Bugün onun ardından baktığımda şunu daha iyi anlıyorum:
Bazıları servet biriktirir, bazıları ise hatıra…
Servet zamanla azalabilir.
Ama güzel insanların bıraktığı hatıralar, nesilden nesile yaşar.
Mehmet Balduk da Kahramanmaraş’a böyle bir miras bıraktı.
Şimdi ailesi, dostları ve Mehmet Balduk Vakfı bu hatıraları bir kitapta topladı.
Biz de bu kitabı okuyacağız.
Ve belki de her sayfasında aynı cümleyi yeniden hatırlayacağız:
“Herkes fabrikasını iki etti, üç etti, beş etti… Ben Türkiye dedim, Kahramanmaraş dedim. Bize de aferin düştü.”
Başkanım…
Senin “aferin”in belki sana geç geldi.
Ama bugün Kahramanmaraş seni konuşuyorsa,
dostların seni özlüyorsa,
ailen senin hatıralarını yaşatıyorsa,
ve 384 sayfalık bir kitap senin hayatını anlatıyorsa…
Sen o aferini çoktan aldın.
Hem de en büyüğünü…
Kahramanmaraş’tan.
Ruhun şad olsun sevgili Başkanım, sevgili dostum, sevgili kardeşim Mehmet Balduk.
Seni unutmayacağız.
Hayırlı günler diliyorum.
Kalın sağlıcakla.

YORUMLAR