Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
aksuhaber.com
YEMLİHA ÇETİN
YEMLİHA ÇETİN

Büyükşehirin getirdikleri ve depremin götürdükleri…

Büyükşehirin getirdikleri ve depremin götürdükleri…

Kasım 2012’de çıkarılan 6360 sayılı kanunla birlikte Türkiye’de 14 olan büyükşehire 16 il daha eklenerek bu sayı 30’a çıkarılmış, büyükşehir olmak için temel kriter olan 750.000 nüfus kapsamında düzenleme yapılmış, nüfus şartı il mülki sınırları olarak belirlenmiş, 2014 yılında yapılan yerel yönetimler seçimiyle de büyükşehir statüsünü kazanan şehir sayımız fiilen 30 olmuştur.

Burada amacın hizmet sunumunda etkinlik ve verimliliğin sağlanması ile yeni yönetsel dizgede demokratik hayata katılımın artırılması olduğu söylenmiştir.
Ancak;

İl Özel idareleri, belde ve köy yönetimlerinin tüzel kişilikleri tamamen kaldırılarak, bunların yerine belde ve köylerin mahalleye dönüştürülmesi, İl Özel İdarelerinin bütün envanteriyle birlikte büyükşehir belediyelerine devri hiç te beklenildiği gibi sonuçlar doğurmamış, çeşitli sorunlarla mücadeleyi beraberinde getirmiştir.
Öyle ki:

İlçe belediyelerinin birçok gelir kaynağı ve yükümlülükleri büyükşehire aktarılmış, ilçeler merkeze bağımlı hale gelmiştir.
Bu tasarrufun kaynakların hakkaniyetli aktarılması, koordinasyonun tek elden hızlı ve etkin kullanımı, şeffaflık, verimlilik gibi kulağa hoş gelen avantajlar barındırdığı söylenebileceği gibi kırsal alanlara hizmet ulaştırmada sorunlar barındırdığını söylemekte mümkün olacaktır.

Uygulamada görülen aksaklıklar zamanla tecrübe edilse de asrın felâketi diye adlandırdığımız deprem yıkımının sonunda bu aksaklıklar daha da belirgin şekilde toplumun her kesimince hissedilir olmuştur.
Şöyle ki:

On yıllar boyunca toplulukların bir araya gelerek oluşturduğu şehirler neredeyse bütün alt ve üst yapısını, tarihi, kültürel dokusunu kaybetmiş, uzun yıllar şekillenen bu düzeni kısa sürede yeniden işlevsel hâle getirmek zaruri olmuştur.

Dolayısıyla şehirleşmenin ilk adımı olan su, kanalizasyon, elektrik ve telekom altyapısı elzem olan ve bağlantılı yol, kaldırım, peyzaj gibi diğer hizmetlerin öncülü olan yatırımlardır.
Ancak:

Konunun uzmanları ve yapılan bilimsel çalışmalar bu şiddette bir depremin yaralarının ortalama 8-10 yıl arasında telafi edilebileceğini ortaya koymaktadır.

İşlevsiz hale gelen altyapı şebekeleri, iller bankası ile su ve kanalizasyon idaresi tarafından peyderpey ihale edilmiş olsa da, gerek yüklenici firma kaynaklı aksaklıklar, gerek iklim koşulları, gerekse birbirini tetikleyen diğer etkenler nedeniyle, yurttaş açısından çileye daha da ötesi işkenceye dönmüş durumdadır.
Öyle ki:

İl – ilçe, metropol – kırsal, köy – kent ayırt etmeden her yerde sıkıntı benzerdir ve tedavi süreci sancılı ve uzun olacağa benzemektedir.

Nitekim kırsal mahallede yaşayan vatandaşlar muhtara, ilçedeki ilçe belediye başkanına, büyükşehirde yaşayan ise BŞB’ye sitem etmektedir.

Elbette yurttaş kendi penceresinden haklı ancak işin bir de acı ama gerçek yüzü var ki, onu kimse görmek istememekte, kahır, sitem, beddua, ahın ardı arkası kesilmemektedir.

Siyasi jargonda çok yaygın olarak bilinir ki, en talihsiz belediye başkanı altyapı hizmetlerine soyunan, en şanslı başkan ise popüler reklam araçlarıyla makyaja ağırlık veren başkandır. Çünkü altyapı hem idare için külfetli, hem de yöre halkı için sancılı bir süreçtir.

Kaldı ki yapılan altyapı çalışmalarının ilçe belediyeleriyle doğrudan hiçbir organik bağı yoktur. Ancak sitemi, kahırı başkanlar ve muhtarlar çekmek zorundadır. Çünkü ayağına taş değen, tekeri çukura düşen ilk önce bunları anımsayacaktır.

Hâl böyleyken; vatandaşın tepkisini dindirmeye yönelik paylaşımları sıkça görmek kaçınılmaz oluyor.

Şunu açıkça belirtmek gerekir ki; hangi kademede olursa olsun çağdaş toplumlarda, normal şartlarda, bir belediye başkanı veya siyasi figürün kamera karşısına geçip toplumun gözünün içine soka soka biz su, kanalizasyon, kaldırım, yol, park, temzilik hizmeti yapıyoruz demesi en hafif tabirle abesle iştigaldir.

Bu, bir babanın akşam evine giderken bakkaldan aldığı ekmeği, manavdan aldığı domates poşetini, çocuklarını karşısına dizerek, bakın ben size bunları aldım, bunun kıymetini bilin haaa demesi ile eşdeğerdir. Çünkü sayılanlar, yerel yönetimlerin temel vasıflarıdır.
Ancak:

Deprem felaketiyle duygusal olarak daha hassas hale gelen vatandaşımızla, ilgililerin doğru iletişimi ve tutarlı vaadleri, planlama ve koordinasyonun, popülizm kaygılı değil zaruret öncelikli yapılması gerekmektedir.

Böylece bu süreçler kamuoyuna şeffaf ve objektif duyarlılıkla paylaşılmalı, kurumlar sorumluluğu birbirine itmemeli, yetki ve sorumluluk karmaşasının faturasını kendi aralarında mahsuplaşmalı, vatandaşı iki arada bırakmamalı, her cümleye başlayan sevabı sahiplenip, günahı başkasına yüklememelidir.
Son söz:

Bu memlekette kalıp zora talip olmanın ahmaklık sayılmadığı, keşkelerin hafızamızda ve hayatımızda sonsuza kadar hiç olmadığı, mutlu, umutlu yarınlar görmemiz umuduyla…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER