Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Köşe Yazıları
YEMLİHA ÇETİN
YEMLİHA ÇETİN

Kutsal bayramlar tatile evrilirken…

Kutsal bayramlar tatile evrilirken…

İnsanoğlu avcı toplayıcı hayattan bir arada yaşamaya başladığı günden bu yana bazı varlıklara, doğa olaylarına, mekânlara, günlere veya kişilere kutsiyet atfetmiş bu davranışı da nesilden nesile aktara gelmiştir.

Etimolojik anlamda Arapça “kuds” köküne dayanan kutsiyet kavramı “temizlik, paklık” anlamlarını ihtiva eder ki, kutsal normlar bütün dinler için toplumu bir araya getiren en temel unsurlardır.

Kutsiyet hemen her toplumu çepeçevre kuşatan, onları birbirine bağlayan ve bir arada yaşama kültürünü nesilden nesile var eden temel kavram olarak görünmektedir.

Bu duygu toplumu Allah’a, dinin temel değerlerine, pratiklerine, müntesiplerine bağlayan önemli bir bağdır.

Bu minvalde kutsiyet, toplumların yaşam kültürüne müdahil olarak onların davranışlarını şekillendiren tabiatüstü bir olgudur.
Ancak:

Son dönemde toplum olmaktan sıyrılıp birey merkezli yaşam tarzını benimseyen toplumlarda, bahse konu kutsiyetlerin, örf adet ve geleneklerin örselendiği, bunların yerine bencil, nobran, egoist, yaşadığı toplumun kültüründen, manevî değerlerinden uzak bireysel yaşam tarzları görülmekte…

Semavi dinlerin hepsinde olduğu gibi bizim dinimiz açısından kutsiyet atfettiğimiž gün ve geceler, bayramlar bulunur ki, İslam’la müşerref olmuş bütün Türk toplumlarında manevi bayramlar, nesiller boyu birbirine aktarılarak, ruhuna uygun şekilde anılmaya ve yaşatılmaya devam edegelmiştir.
Şöyle ki;

Bayramın ibadet, uhreviyat ve Allah’a kulluk kısmına girmek, fetva vermek haddim değil ancak bayramın toplumda algılayış şeklinin değişmesi, yaşadığımız kültürel yozlaşma üzerine kafa yormak ve gelecek nesillere bunu aktarmak için değerlerimizi korumak hepinizin borcu kanımca…

Nerde o eski bayramlar deriz ya…
İşte o eski bayramları kendi elimizle yok ettik.
Çünkü toplumda bayram artık sadece bir tatil günü gibi algılanır oldu. Ama eskiden öyle miydi?
Peki nasıldı?

Bayram olmadan baba ocağına bütün evlatlar toplanır, hasret giderilir, bayram sabahı için hazırlıklar yapılır, o heyecen büyükten küçüğe herkesin yüzünden okunurdu…

Bayram namazı vakti gelmeden yavruların elinden tutan ebeveynler en ön safta yer alabilmek için caminin yolunu tutar, vaaz ve nasihatler dinler o uhrevî havayı teneffüs ederdi…

Hoca efendi hutbeye çıktığında bayramın birleştirici gücünden, kırgınlıkların bitmesi, küslerin barışmasından, bütün bunların manevî hazzından anlatır, teşrik tekbirleriyle kürsüden inerdi…

Cami avlusunda herkes birbiriyle kucaklaşır hep birlikte kabir, hasta ve yaşlı ziyaretleri yapılır, ikramlarda bulunulur, dualar edilirdi…
Ancak şimdi?

Vekaletle kurbanlar kesiliyor, telefonla, mesajla, sosyal medya ile bayram tebrikleri yapılıyor, tatil beldelerinde, havuzun, deniz suyunun ısısı gönüllerin sıcaklığından önce geliyor…

Bir de bilinç altımıza yerleştirilmiş ‘bayram tatili’ kavramı var ki, o zamanı otelde geçirmezsek eksik kalıyormuş gibi sunuyorlar ya, ben de buna illet oluyorum ama neyse…

Yani demem o ki, manevi bayramlar bir tatil değil inancımızı, değerlerimizi yaşama ve yaşatma günleridir.

Son söz:

Her günümüzün bayram tadında geçtiği…
Yokluğun, açlığın, sefaletin hiç olmadığı…
İnsanlığın bolluk, bereket, huzur ve barış içerisinde yaşadığı…
Bizi biz yapan milli ve manevî değerlerimizin hayatımızın merkezinde olduğu yarınlar görmemiz umuduyla…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER