DAYANIŞMA RUHU NASIL KATLEDİLİR…
İnsanoğlu bir arada yaşamaya başladığından bu yana dayanışma ve yardımlaşma toplumun temel dinamiği olagelmiştir.
Öyle ki üretilen ürünlerin bedeli henüz bir meta ile ölçülemezken karşılıklı takas ile bir ürün ihtiyaç sahibine verilmiş, toplum ruhu da bu şekilde inşa edilmiştir.
Paranın ticari bir meta olarak kullanılmasıyla birlikte takas sistemi işlevsiz hale gelmiş, her ürünün bedeli bir değer ile ölçülür olmuştur.
Doğal olarak her imkana ulaşma fırsatı olmayanlar için toplum kendi içerisinde dayanışma mekanizması geliştirmiş, yoksul ile varlıklı arasındaki makas doğal refleksle daraltılmıştır.
Bunun en güzel örneğini dinimiz İslam’da görmek mümkün olacaktır.
Öyle ki inananlar için kati kanun hükmünde olan Kur’an-ı Kerim ayetleriyle bu zabtu rabt altına alınmış, zekat, sadakai fıtır ve ve öşür gibi kurumlarla yoksulun, muhtacın, yolcunun, darda kalanın ve ilim peşinde koşanın rızkı garanti altına alınmıştır.
Diğer taraftan farklı dine mensup olsa ya da inanmasa dahi insani melekelere sahip, vicdan, merhamet duyguları taşıyan devlet, toplum ve bireylerin insani yardım hassasiyetleri taşıdığı aşikardır.
Burada bu kuruluşları ikiye ayırmak mümkün olacaktır.
İlki devletlerin kendi formel yapısı içerisinde bulunan Kızılhaç, Unicef, Kızılay gibi doğrudan organizasyon şemasında bulunan kuruluşlar olurken, bir diğeri informel kuruluşlar diye adlandırabileceğimiz farklı toplum ve dünya görüşüne sahip sivil toplum örgütü, dernek, vakıf, cemaat ve gönüllü kuruluşlarlar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Öyle ki:
Daha birkaç yıl önce yaşadığımız tufan sebebiyle, dünyanın dört bir yanında vicdan sahibi herkesin duyarlılık gösterdiği, elinde avucunda ne varsa göndermek için yarıştığı günleri yaşadık.
Gelen yardımları yapanın dini, dili, milleti, mensubiyeti ne olursa olsun her bir zerresi başımız üzerine deyip, minnet ve şükran ve duygularımızı paylaştık.
Çünkü daha depremin ilk gününde Yesevi Hareketi Derneği, Beşiri Derneği, İHH gibi adını saymakla bitiremeyeceğimiz gönüllüler hareketini elimizden tutarken gördük.
Diğer yandan ahbap hareketi derneği adıyla bir gönüllü kuruluş vardı ki, başında da ülkenin yakından tanıdığı bir sanatçı bulunuyor ve yaptığı yardımlar Kızılay ile kıyaslanır hal alıyordu.
Ancak:
Son günlerde ülke gündemini sarsan bu derneğin başındakilerin kirli ilişkileri ve yaptıkları yolsuzlukları çarşaf çarşaf izler olduk.
Burada derneğin veya başındakilerin suçu ispat edilene kadar masumiyet karinesi geçerli olduğunu kabul etsek te, toplum vicdanında açılan yarayı hiçbir ilacın kapatmayacağı aşikardır.
Öyle ki:
Bunun gibi vicdanları yaralayıcı örnekler, toplumda geri dönülmez tahribatlara sebep olacağı gibi işin en tehlikeli boyutu, gerçek ihtiyaç hâlinde, muhtaç olanın sesinin duyulmaması, toplumun duyarsızlaşması ve vicdan, merhamet, yardımlaşma, dayanışma gibi kavramlar ile zekât, sadaka, fıtır gibi kurumların örselenmesi ve işlevsiz hâle gelmesidir.
Son söz:
Vicdanın menfaatlerden önde olduğu, azın ve helalin bereketinin haramdan kutsal görüldüğü, merhamet ve şefkat hırsızlarının hiç olmadığı, millet olma, dayanışma ve yardımlaşmanın bireysel hırslardan ve arsızlıklardan arındığı günler görmemiz umuduyla…

YORUMLAR